Nasıl bir ilişkiye başlanmaz?

İşi "pazarlama" küçük yaşlardan itibaren akademik hayatı "pozitif bilimler" olan bir kişinin yaptığı ilişki gözlemlerinden ibaret bir blogdasınız. Elimden geldiğince yazılarımı kendi içierisinde tutarlı ama gerekirse mantıksız bir sistem içinde yazıp değişik bakış açıları ve olasılıklar yaratmaya çalışacağım. Sonunda geleceğimiz yer de "Nasıl bir ilişkiye başlanmaz" olacak.

Çarşamba, Kasım 08, 2006

21. yüzyılda Amerikan romantik komedilerinin gerçek olacağına inanmak...

Daha da kötüsü böyle şeylerin sizin başınıza geleceğine inanmak...

Bir film için kaç tane senarist fantezilerini birleştirmek zorunda kalıyor, sonra bir başka grup da tesadüfleri yaratmaya başlıyor düşününce, hangi güç bu kadar yorulur ki sizin için diyesiniz gelmiyor mu?

Ha hayal kurmak güzel midir, yes it is:)

Ne demişler, eğer her hayaliniz gerçekleşiyorsa iyi hayal kuramıyorsunuz diye düşünmek gerekir...

Pazartesi, Kasım 06, 2006

21. yüzyılda materyalist ilişkiye inanmamak

Ya çok şanslısınızdır ve hayat size çok iyi davranmıştır.
Ya da IQsu düşük bir Polyanna...

Pazar, Kasım 05, 2006

21. yüzyılda Casablanca romantiği olmak...


Önce bir günün aşk filmlerine bakarsınız, bir de bu klasiğe...

Casablanca'ya dönüş imkansız olarak nitelenebilir mi? Ama ne de olsa siz imkansıza aşık olmayı seversiniz değil mi?

Pazartesi, Ekim 30, 2006

şanssızsan şanssızsındır...

Varsayalım ki ya şanssızsın ya şanssız. Yani şanssız isen şanssız, şanslıysan şanslı kalmaya devam edeceksin. Ve şanslı şanssız sayısı eşit. %50şer. (Bu hakikaten sadece teorik bir varsayım böyle bir gerçek dünya olamaz)

Neyse böyle bir durumda insanlara sorsanız şanslı mısın yoksa şanssız mısın diye 85% oranında şanssızım cevabını alırsınız diye düşünüyorum. Yani herkes şanssızdır...

Buraya nereden mi geldik, dün "Hokkabaz"ı izlemeye gittim. (Keyifli ama çok yüksek beklentilerle gidilmemesi gereken bir film. Zamanınızı iyi geçirmek için gidebilirsiniz.) Neyse bir arkadaşımla iki kişiyiz. Yan koltuklarımız boş. Bendenizin ilk söylediği "Görürsün bak bendeki şansla hayatta yanımıza şöyle çekici iinsanlar oturmaz". Yani niye böyle söylüyorum ki, manyak mıyım diye düşündüm sonra. Ben o kadar şanssız bir insan değilim nedsen böyle bir etiket verdim ki?

Sonunda ne mi oldu, haklı çıktım. 3 tane teyze oturdu yanımıza:)

Perşembe, Ekim 26, 2006

teorik olarak

Hep söylenen bir teori vardır: "Bir insanı ilk 5 saniyede tanıyabilirsiniz." Galiba doğru. Yani bence bir insanın hayatınızda hangi kategoriye gireceğine gördüğünüz ilk 5 saniyede karar verebilmektesiniz.

Bu insan size benzeme potansiyeline sahip midir -benzemekten kastım limit sonsuza giderken aynı şeylerden zevk duyabilme- veya değil midir, onunla olmaktan- arkadaş, sevgili, dost yani herhangi bir çeşit ilişki- mutlu olabilir misiniz anlamak için çok uzun bir süreye ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum.

Dün Starbucksta (Hillside trio) oturmaktaydım mesela. Hokkabaz film seansını yakalamaya çalışan bir sürü insan da oradaydı. Ama ben spordan çıkmıştım, kahvemi almıştım ve yapmak istediğim tek şey sigaram eşliğinde kahvemi yudumlamaktı. Kalabalığı düşünecek olursak sigara içilen kısımda yer yoktu! Bense hemen yan masada -ama sigara içilmeyen tarafta- sigara içilen taraftan birilerinin kalkmasını beklemekteydim. İşin komiği aramızda sadece yarım metre olan masa sigara içebilmekteydi. Yanıma bir çift daha oturdu. onlar da benimle aynı kaderi paylaşmaktaydı. Görevlilere durumu anlatıp sigara içip içemeyeceğimizi sorduk. Onlar da eğer kimse rahatsız olmayacaksa olabilir yanıtını verdi. Biraz uzağımızda olan bir masadan - ki onlara duman gelmesi pek olanaklı değildi- icazet almak gerekliydi. Masada bir bayan ve erkek spor çantalarıyla kahvelerini yudumlamaktaydılar. Kibarca rahatsız olup olmayacaklarını sordum. Cevaben "sigara dumanı bize gelmeyecek ve rahatsız olmayacağız ama teorik olarak burası sigara içilmeyen bölüm" yanıtını aldım. Normalde ne düşüncesizce diyebilirsiniz ama ben de aynı yanıtı verebilirdim. Bu cevaba rağmen kendimi yakın hissettim kendilerine. Ve eminim ki bir şansımız olsa bu ikiliyle iyi anlaşabilirdik.

Hikayenin sonu nasıl oldu? Kahvemi aldım, otoparka çıktım va açık havada sigara yakıp kahvemi de yürüyerek yudumladım...

Kahve ve sigara ikilisini seviyorum teorik olarak...

Pazartesi, Ekim 16, 2006

they love it!

Filmden esinlenilen ipucu: İzlediniz mi bilmem "Failure to launch" diye bir film vardı. Genel olarak bir kadın bir erkeği kendine aşık etmek istiyordu. Bunu yaparken kullandığı silahlardan biri de şuydu: "Let him teach you something".

Deneyimlerimden yola çıkarak yapılan genelleme: Bu galiba gerçekten evrensel bir yasa olsa gerek, bakın çevrenizde birşeyler öğretmek isteyen kendine güvenen erkek motiflerine. Hakikaten gözleri parlamıyor mu öğretmen konumundayken?

Sevgiler

Perşembe, Ekim 12, 2006

ihmal ihmal ihmal

OFFFF... Baktım da ne zamandır yazmamışım diye, çok uzun zaman olmuş. Galiba yeterince düzenli değilim veya ilgim dağılmaya çok müsahit. Blogum eğer yaşayan bir organizma olsaydı şimdiye çoktan beni terk etmişti.... Veya belki terk edilmişimdir de...

Ne olursa olsun insanlar önce onlara değer verdiğinizi hissetmek istemezler mi? İlgi bence bunun en kolay yolu. Yani neden bir insana "saçlarını mı kestirdin" diye sorduğunuzda yüzü gülsün ki? Oysa olay bir saç kestirmedir, olağanüstü bir durum yoktur, herkesin saçı kesilebilir. Ama sizin ona sormanız tamamiyle onunla ilgili bir değişikliği farkettiğinizi yani onunla ilgilendiğinizi göstereceği için mutlu olmuştur. (siz hiç düşünememiştiniz değil mi?:))

İlgisiz işlemez bu çarklar arkadaşlar, olmazzzzzz...